Dijital Çağın Ebeveynlik Sınavı: Sharenting
Paylaş, Paylaş… Peki Ya Çocuğun Ne Düşünüyor?
Bir zamanlar aile albümleri vardı… Tozlu raflarda, arada bir çıkarılıp çay eşliğinde bakılan, dışarıya pek açılmayan mahrem hazineler. Sonra internet geldi, sosyal medya geldi, derken “like” butonunun cazibesiyle albümler raflardan dijital akışlara taşındı. İşte tam bu noktada yeni bir kavram doğdu: Sharenting. Yani, ebeveynlerin çocuklarının hayatına dair fotoğrafları, videoları, hatta bazen hikâyelerini sosyal medyada paylaşma alışkanlığı.
Kulağa masum geliyor, değil mi? Ne de olsa kimin hoşuna gitmez ki sevimli bir bebek gülüşü ya da “ilk adım” videosu izlemek? Ama işin aslı, bu tatlı karelerin ardında pek de romantik olmayan sorular gizli: Bu fotoğrafı paylaşmaya gerçekten hakkımız var mı? Çocuğumuz, yıllar sonra bu paylaşımlar hakkında ne hissedecek? Ve en önemlisi… bu paylaşımlar onu nasıl etkileyebilir?
Görünmez İzleyiciler ve Dijital Ayak İzleri
Sharenting, çocuğun daha kendi sosyal medya hesabı bile olmadan ona dijital bir kimlik kazandırıyor. Doğum tarihi, yüzü, bazen yaşadığı şehir… Tüm bu bilgiler, kötü niyetli kişilerin eline geçtiğinde kimlik hırsızlığından dijital tacize kadar uzanan riskler doğurabiliyor.
Üstelik iş bununla bitmiyor. Sosyal medyada “görünmez izleyiciler” var. Yani, ne tanıdığınız ne de tanışmak isteyeceğiniz insanlar… Çocuğunuzun fotoğrafına baktığında “aa ne tatlı” demeyen, farklı niyetler taşıyan kişiler. Bu, işin karanlık yüzü.
Bir De “Ekonomik Nesne” Meselesi Var
Evet, biraz sert bir ifade ama akademik literatürde geçiyor: Çocukların verileri, reklam ve pazarlama endüstrisi için altın değerinde. Her paylaşılan kare, büyük veri şirketleri için bir hammadde. O fotoğraflar, o videolar, ileride hedefli reklamcılığın mühimmatına dönüşüyor. Çocuğunuzun dijital varlığı, siz farkında bile olmadan bir “ekonomik nesne” haline geliyor.
Psikolojik Etkiler: Kendini Kimin Gözünden Tanıyorsun?
Bir de işin görünmeyen ama belki de en derin iz bırakan kısmı var: Psikoloji. Çocuklar, kendi hikâyelerini kendileri anlatma fırsatını bulamadan, ebeveynlerinin paylaştığı “dijital benlik” ile tanınıyor. Ergenliğe geldiklerinde, “ben” ile “internet versiyonum” arasındaki fark açıldığında, bu bir kimlik çatışmasına dönüşebiliyor. Kaygı, güvensizlik, sürekli izleniyormuş hissi… Literatür, bunların gerçek riskler olduğunu söylüyor.
Çözüm?
Elbette “hiç paylaşmayın” demek bu çağda ütopik olabilir. Ama her paylaşımda şu soruları sormak belki de en basit koruma yöntemi:
- Çocuğum bu fotoğrafı görse, paylaşmama izin verir miydi?
- Bu bilgi, onun güvenliğini tehlikeye atabilir mi?
- 10 yıl sonra bu paylaşım ona zarar verebilir mi?
Belki de çocuklarımızın dijital geleceğini korumanın yolu, onların mahremiyetini tıpkı fiziksel güvenlikleri gibi önemsemekten geçiyor.
Unutmayın, internet hafızası silinmiyor. Bugünün tatlı anısı, yarının “neden bunu paylaşmışsın?” sorusuna dönüşebilir. Ve o sorunun cevabı, beğeni sayısının yanında pek de güçlü durmaz.
REFERANSLAR
- Plunkett, L. (2020). To stop sharenting & other children’s privacy harms, start playing: A blueprint for a new Protecting the Private Lives of Adolescent and Youth Act. Seton Hall Legislative Journal, 44(3), 457-489.
- Podlas, K. (2010). Does exploiting a child amount to employing a child? The FLSA’s child labor provisions and children on reality television. UCLA Entertainment Law Review, 17, 39- 68.
- Rey, J. (2013). Are children who appear on reality television adequately protected by federal and state law? Law School Student Scholarship, 398.
- Siibak, A., & Traks, K. (2019). The dark sides of sharenting: Estonian parents’ perceptions of posting their children’s photos on social media. Studies of Transition States and Societies, 11(1), 20-35.
- Steinberg, S. (2016). Sharenting: Children’s privacy in the age of social media. Emory Law Journal, 66(4), 839-884.
Lisans eğitimini Çukurova Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünde tamamlamıştır. İstanbul Üniversitesi–Cerrahpaşa Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü Sosyal Bilimler Anabilim Dalı’nda yüksek lisansını, “Evli çiftlerde çocukluk çağı ruhsal travmaları ile manipülasyon, dissosiyasyon ve kendini sabotaj arasındaki ilişkinin incelenmesi” başlıklı teziyle bitirmiştir. 2022 yılından bu yana aynı enstitüde doktora çalışmalarını sürdürmekte; travma, dissosiyasyon, zorlayıcı kontrol, kuşaklararası aktarım, sharenting ve grooming konularında araştırmalar yapmaktadır. Beck Institute ve Gottman Institute başta olmak üzere çeşitli kurumlarda Bilişsel Davranışçı Terapi, anksiyete, depresyon, kişilik bozuklukları, çift terapisi, aile danışmanlığı ve kariyer danışmanlığı alanlarında eğitimler almıştır. Akademik çalışmaları kitap bölümleri ve uluslararası kongre sunumlarını kapsamaktadır.